Bir sabahtı.
Gözlerini açtığında, içindeki ağırlık dünü çağırmaya başladı.
bahçede gömülü adam geldi aklına.
Mezarını belli belirsiz yapmıştı; tamamen gizlemek için de uğraşmamıştı.
Belki de sırlarıyla tek başına yaşamak zor gelmişti.
Bütün gün kimsenin tanımadığı, görmediği biriyle kim sohbet etmek isterdi ki?
İhtiyaçları için çarşıya inmeye karar verdi.
Kapıdan çıktığında mezara bakmadı.
Yola çıktığında arabacıyı gördü, selamını verdi.
İçinde bir yaşam kıpırdadı.
Çok ileri gitmediği sürece o da normaldi.
İnsanları tavlayacak kelimeleri yoktu, ya da kabul görecek bir statüsü.
Statü onun için değil, diğer insanlar için etkileyici kokusu olan bir parfümdü.
Güzel kokarsan tuhaf olmazsın.
Bu sırada kendini çarşıya yakınlaşmış buldu.
Eşrafla esnaflar toplantı yapıyordu.
Kalabalığı makul uzaklıktan dinlemeye çalıştı.
Birine yanaşıp sordu:
— “Neler oluyor?”
Esnafın tartıda hile yaptığına dair bir söylenti vardı.
Onu tartışıyorlardı.
Durum insanları şaşırtmış ve kızdırmıştı.
O da buna şaşırmıştı.
“Sapmak olduğu sürece sapan olacaktı,” dedi içinden.
Herkese yüksekten bakan gözlemci…
Eğer ki mutlu olsaydı, bir ihtimal onlar gibi olurdu.
Ve belki insan, yetersiz hissettiği için karşılaştırmanın olmadığı bir yerde kendi ideallerini yüceltip kalabalıktan ayrışıyordu.
Hatta… nasıl başkasının yüreğini acıtan şeylerde mantıklı olabiliyorsak, uzaklaşma bir objektiflik sağlıyor olabilirdi.
Kaçmak mı vardı? Gerçek mi?..
Bir tanıdık gözüne ilişti.
Ona doğru uygun mesafeye gelene kadar çarşıya baktı,
sanki alacağı bir şey varmış gibi.
Yanına geldiğinde, ona bildiği halde tekrar sordu:
— “Neler oluyor?”
Kadın ona tartı olayını anlattı.
O da bir tepki vermek istedi.
Kabul görür normlar üzerinden:
— “Evet,” dedi. “Büyük yozlaşma. Dünya artık farklı bir yer oldu.”
Kadın da onayladı:
— “Evet, eskiden böyle değildi.”
Kadının acelesi var gibiydi.
Hal hatır sorup, onun gözlerinin neler gördüğünü sormak istemedi.
Birbirlerine temas etmeden dünyaya bakmak, daha az mide bulandırıcıydı.
Geri eve döndüğünde, bahçenin kapısını açık buldu.
Kapattığını iyi hatırlıyordu.
Bu sefer mezara doğru baktı.
Üzerinde tomurcuklanmış bir çiçek vardı.
Üzerine varmak istemedi ama bütün güzelliği ve ihtimaliyle oradaydı.
Acaba açacak mıydı?
Açarsa güzel olurdu.
Bazen yılgın bir istek, insanın tek çaresi gibi olur.
Gözlerini kapıya çevirip merdivenleri çıktı, uzandı.
Sigarası sessizlikte çatırdarken, onu eğlendiren, üzerinden yük alan değil, kanıksatan bir kitap seçti.
Yarım sigarasını küllüğe koydu.
Dumanı tütüp yukarı doğru çıkarken, sapmamasını istedi.
Sabah olmuştu.
Gözleri şişmiş, ciğerleri ağrıyordu.
Cama çıkıp sigarasını ciğerine çekti.
Mezara baktı.
Çiçek hâlâ tomurcuktu.
Sanki her an açacaktı ama açmamıştı.
Güzellik süreç ister miydi, yoksa olur muydu?
Belki birazdan.
Ya da yarın açacaktı.
Belki… beklemeliydi.