Şair, Katil ve Maktul

İlk defa gerçekten biri öldü bu köyde. Katilin kim olduğu önemli değildi; ne yapar, neyle uğraşır, ölen bunları bilmedi. Ölen için o, sadece “katil”di. Çevredekiler de onu öyle belledi. Haksız da değillerdi; çünkü birini öldürmüştü bir kere. Leke silinmezdi, ölü de dirilmezdi.

Bir bahar günü tanıştı şair, katil ve maktul.

Şair beylik laflarını etti; en mükemmel, “olması gereken” adamı tanıttı. İnanmıştı maktul. Katil ise “Doğru,” dedi sözlere. Pek akıllı da değildi ikisi de; dinlediler şairi. Biri inandı, biri de öyle olduğuna kanaat getirdi.

Katille maktul, birbirleriyle zaman geçirmeye başladı. İlgisini bir şekilde çekmişti maktulün.

Bir gün maktul buz kesmeye başladı —yaz gelmişti halbuki. Eskiden kıpır kıpırdı, şimdiyse kımıldamıyordu. Katil, şairin sözlerinin gölgesinde hâlâ mağrurdu ama yaptığı apaçıktı. Şairin anlattığı adam değil miydi o? Pek akıllı değildi; onu severken öldürmüştü.

Cinayeti görenler de oldu, onlar da hükmünü verdiler: Yanlış yapmıştı. Ama ortada buz kesmiş bir ceset ve cinayeti gören köylüler vardı artık. Affetmesini isteyeceği tek kişi ise buz gibiydi.

Gülleri sevdiğini hatırladı maktulün…

Yorum bırakın